2005 Yılı Basın Açıklaması

ERKEK DÜZENİNE İTAAT ETMİYORUZ!

 

İtaat etmiyoruz çünkü; bu düzenin bizden beklediği “iyi/hanım/namuslu/bakire/eş” olmayı reddediyoruz.  

Bizler dışarıda çalışsak da çalışmasak da erkek-kadın hepimize belletilen “görevlerimizi” yerine getirmekten; evdeki bütün işleri; yemek, bulaşık, çamaşır, çocuk ve yaşlı bakımını üstlenmekten, “kutsal analık” vazifemizi sürdürmekten, bize değil, illa ki kocamıza, babamıza ait olan “namusumuza” halel getirmemekten, bizden beklenen cinsel rollerimize uygun olarak yaşamak zorunda kaldığımız “mutsuz vazifelerden” bıktık. Ama isyanımız bıkmaktan kaynaklanmıyor. İsyanımız bu erkek düzenin yalancılığından/ikiyüzlülüğünden kaynaklanıyor. Çünkü bu düzenin pusulası, kadınların emeklerine, bedenlerine ve kimliklerine el konulması üzerine kurulu. Bu nedenle namusumuzu okullardaki bekaret kontrolleri ile “devlet”, ailede “töre” bizim kanımızla koruyor(!). Bu nedenle cinselliğimiz, bastırılmanın ve yasaklanmanın ötesinde, erkekler için eğlence, zevk, saldırı ve aşağılama konusu. Bu nedenle dünyanın dört bir yanında kadınların bedeni savaş ganimeti. Bu nedenle savaşlarda kadınlara yönelik her türlü saldırı ve şiddet, bombalanan bir cephanelik kadar bile iz bırakmıyor. Bu nedenle sadece evde/ailede değil, işyerlerinde, sokakta, poliste, savaşta… yaşamın her alanında erkeklerin cinsel saldırılarına taciz ve tecavüzlerine maruz kalıyoruz. Bu nedenle bizlere yönelik şiddetin boyutları da sistematikliği de kurumsallaşması da hala yok sayılıyor, hala yaşamlarımız, rakamların alt alta sıralandığı basit bir istatiksel veri soğukluğuyla ele alınıyor. Bu nedenle dünyanın en yoksulları bizleriz. Bu nedenle birlikte edindiğimiz bütün mülkler erkeklerin üzerine kayıtlı. Bu nedenle okula gönderilmiyor, bütün eğitim olanaklarının dışında tutuluyoruz. Eğitimin en kısası, ücretlerin en azı biz kadınların.

Yani biz kadınlar, biz eksik etekler, sofrada yeri öküzden sonra gelenler,  bizlere verilen bütün kadınlık rollerini eksiksiz olarak yerine getirsek de bu dünyanın yarısı olsak da hala görülmek istemeyenler, hala sözü kesilenleriz. Tıpkı Amerika’nın Ortadoğu’ya götürdüğü “özgürlük ve demokrasi” gibi, bizlere söylenen bütün kocaman yalanlara inanması beklenenleriz. 

Evet erkekler tarafından eziliyoruz. Bazen dayakla, şiddetle, bazense, bizlere atfedilen “duygusallık” ve “fedakar olma” gerekliliği, ailenin kutsallığı ve dokunulmazlığı teraneleriyle. Oysa bizleri sindirmek, susturmak ve yok saymanın bir aracı olarak her yerde karşımıza çıkan şiddet, sayıların “resmiliğini” değil, kimi zaman “namus”, kimi zaman “savaş ganimeti”, kimi zaman “kadın ticareti” ile hayatlarımızı rehin alan, yok sayan bu erkek düzenin en önemli araçlarından biridir. Sadece şiddet değil, hukuk, aile, devlet, din… kadınların ezilmesini kolaylaştırıyor/yeniden üretiyor. Bütün toplumsal cinsiyet değerleri biz kadınların ezilmesi ve bu ezilmenin “kader” olarak görülerek, erkek düzenine/patriarkaya kadınların itaatı üzerine kurulu. Yaşadığımız ezilmeye itaat etmeye zorlayan yalanların/kurumların arasında nefes alamıyoruz.

PATRİARKAYA  İTAAT ETMİYORUZ!

Bugün emperyalizm, küreselleşme adı altında, “yapısal uyum” adıyla kadın ve çocukların emeğini ucuza sömürmenin politikasını dayatıyor. Ücretli işçilerin en kötüsü, ücretsiz, kayıt dışı işlerin çoğunluğu biz kadınlara düşüyor. Ev işlerinin değersizliği, evdeki  bakım işinin ve diğer işlerin ücretli hale geldiğinde düşük değerde kabul edilmesi bu dünyada biz kadınları yoksulların en yoksulu yapıyor. (Görünmeyen emek sesini yükselt) Görünmeyen emeğimize sahip çıkıyoruz. Öte yandan eşcinsellerin de cinsel obje olarak görülmesi, fuhuş pazarlarında kadınlardan, travestilerden sonra küçük yaştaki erkek eşcinsel çocukların pazarlanması devam ediyor! Kapitalist sistemde bir sektör haline gelen fuhuşa ve kadın ticaretine karşı sessiz kalmayacağız. 

KAPİTALİZME İTAAT ETMİYORUZ!

Bu 8 Mart’da, ABD’nin, Irak’ı işgali, İran ve Suriye üzerinde ise işgal planları devam ediyor. ABD’nin emperyalist siyasetinin ve saldırılarının cilası olarak sunulan Büyük Ortadoğu Projesi’nde yer alan, “kadınların hakları için de yapıyoruz” söyleminin ne anlama geldiğini,  Irak işgalindeki sistematik taciz ve tecavüzle gördük. (Iraklı kadınlar yalnız değildir) Ne savaşı, ne açlıktan inanların öldüğü bu dünyada silah endüstrisini ayrılan devasa bütçeleri, ne de savaşların da en mağduru kadın ve çocukların çaresizliğini görmek/yaşamak istemiyoruz. Susanların da bu katliamın ortağı olduklarını unutmuyoruz. Bütün dünya itaat etse de biz,

ABD’YE İTAAT ETMİYORUZ!

Bu topraklarda tarih kadar eski olan militarizm, yanı başımızda yıllarca süren savaşla daha da azıttı. Militarizmin bütün bir topluma verdiği zararı, neden olduğu öfke ve düşmanlığı her birimiz hayatlarımızla biliyoruz. Öte yandan militarizm her türlü şiddeti, ancak özellikle kadınlara yönelik şiddeti de besliyor ve artırıyor. Bu şiddetin hem savaş zamanında hem sonrasında öncelikli mağduru olan Kürt kız kardeşlerimizle birlikte haykırıyoruz. 

MİLİTARİZME İTAAT ETMİYORUZ!

Erkek egemen düzen cinselliği de erkeğin kadını, kadının da erkeği sevmesi üzerine mutlaklaştırıyor. Heteroseksizm, karşı cinsellik bir zorunluluk olarak biricik varoluş biçimi olarak normal sayılıyor/dayatılıyor. Erkeğin aktif-otoriterliği kadının pasif-duygusallığı üzerine kurulu heteroseksizm yeniden ve yeniden üretiliyor. Karşı cinsellik dışındakiler ötekileştirilip hasta, sapık muamelesi görüyor. Eşcinsellere yönelik nefret, kaygı ve korku yani homofobi yaygınlaştırılıyor. Bizler, hepimize dayatılan zorunlu heteroseksüelliği reddediyoruz. Zorunlu heteroseksüellik bir insanlık suçudur. 

HETEROSEKSİZME İTAAT ETMİYORUZ!

Bugün 8 Mart… Yüzyıllar önce emekçi kadınların daha iyi ücret ve daha yaşanılası koşullar için verdikleri mücadeleyle kadınların yoksulların en yoksulu olmalarına isyanıyla tarihe mal olan 8 Mart’ın anlamının unutturulmaya ve içeriğinin boşaltılmaya çalışıldığını görüyoruz. Bugün devlet, medya, sermaye ve erkekler 8 Mart’ı, bir mücadele günü olarak değil de tıpkı anneler günü, tıpkı sevgililer günü gibi “piyasalaştırılmış” bir gün olarak ele alıyor. Aslında bizim sözlerimiz ve kazanımlarımız kullanılarak, ezilmemiz ve erkek düzenine isyanımız bastırılmaya çalışılıyor.

ERKEK DÜZENİNE İTAAT ETMİYORUZ!

Patriarkaya karşı mücadelemizi yükselttiğimiz gün olan 8 Mart’ın ücretli izin günü olmasını istiyor ve bu 8 Mart’ta bütün kadınları isyana ve mücadeleye çağırıyoruz.
YAŞASIN 8 MART YAŞASIN MÜCADELEMİZ!



Benzer Yazılar

2005 Yılı Slogan Listesi

2005 Yılı Basın Açıklaması – Kürtçe

2005 Feminist Gece Yürüyüşü Eylem Çağrısı